Eveeeet nerede kalmıştık, 100 yıl oldu sanki yazmayalı 😉
Biz Nisan ayında Tiflis’e gittik, unutmayalım derli toplu dursun diye bir yazıda gezi notlarımı toplamak istedim.
Bu sene aslında hedefimiz Japonya’ya gitmekti. Çok popüler zaten bu sene Japonya, arkadaslarımız da gidiyordu, biz de ucundan biraz dahil olmayı istedik, velhasıl olamadı. Çin aktarmalı gitmeyi planlıyorduk, Çin, Japonya uçuşlarını iptal etmeye başladı, biz de cesaret edemedik ve rotamızı vizesiz, Antalyadan direk kısa bir uçuşla gidebilecegimiz ve bütçe dostu Tiflis’e çevirdik.
Valla güzel de oldu, üstüne arkadaşımız Ali de bize dahil oldu, hem gezdik hem de hasret giderdik.
Öncelikle şunu belirtmek isterim, Gürcistan’a her ne kadar kimlik kartıyla gidilebiliyor olsak da, çocuk kimliklerinde fotoğraf olmadığı için çocuklardan pasaport isteniyor. Ben ne olur ne olmaz diye pasaportlarımızı yanıma almıştım, iyiki de almışım.
Biz aslında tatili 6 gün planlamıştık ama havayolu birkaç gün önce uçusu iptal edip İstanbul aktarmalıya çevirdi. E biz kısa uçuş diye Tiflise gitmeyi seçmiştik?! Neyse dönüşümüzü 2 gün önceye aldık, otelin rezervasyonunu değiştirdik (bu da ayrı mevzuu, banka kur farkı diye bizi azıcık öptü ama şikayetvar sağolsun aldık tüm parayı 😄) ve 4 günlük tatil başladı. İnterneti biraz karıştırınca 2 gün yeterli deniyor ama bana 4 gün yetmedi, tadı damağımda döndüm. Gerçi ailemizin miniği otelde kalmayı pek sevmedi, oyuncaklarını özlemişti, yani bilemiyorum belki de iyi oldu tatilin kısalması.
Kabaca neler yaptık; Mziuri park, Metekhi kilisesi, Queens Dragon, Botanik Bahçesi, Meiden Bazaar, Cronical of Georgia, Barış köprüsü, Holy Trinity gezdiklerimiz. Gün gün neler yaptığımızı fotoğraflarla aşağıda anlattım.
İlk gün otelin etrafını dolaştık, Mziuri parka gittik ve dönüşte bol bol yürüdük. Caddeler cok geniş ve etkileyici. Bulut’un ısrarıyla bir restorana oturup birşeyler atıştırdık. Bu arada Bulut’u oyalayabilmek için yanıma yeni birkaç kitap almıştım. Ama noldu bizimki 2. okumada ezberledi. İyi bir taktik aslında ama zorluğunu iyi ayarlayamamışım. Akşam da çok bahsi geçen Fabrika’ya gittik ve yemek yedik.
2. güne otelin restoranında başladık, kahvaltı dahildi ve kahvaltısı da güzeldi. Gezmeye Metekhi kilisesinden başladık, oradan Queens Dragon’e geçtik. Sonra teleferiğe binmek için yürürken bir maymunla karşılaştık. Bulut resim çekilsin istedik ama o maymunu istedi, epey dillendirdi sonra, bana maymun alın diye 😀. Teleferik için gişeden kartımızı aldık ve kartı Bulut’a teslim ettik, güzel sahip çıktı, Antalyaya kadar sakladı evladım 👏 Kendisi tam bir görev adamı.
Teleferiğin varış noktasından biraz yürüyünce bizi Gürcü Ana heykeli karşılıyor. Yürürken de yol üstünde ufak kafeler var, Bulut tabi bunları da pas geçmedi. Heykelden sonra Botanik bahçesini gezdik. Çok güzeldi, ama yorucu elbette. Dönüşte biraz da Meiden Bazaar geziyoruz ama Bulut çoktan uykuya geçtiği için bunu kısa tutup akşam yemegine geçtik, orada Bulut biraz dinlendi 😴 Günün kapanışını da sokak dansı ile yaptı.
Geldik 3. güne. Hedefte Cronical of Georgia var. Bir yere kadar metroyla gidip orada araba çağırdık. Çok çok etkileyici, etrafta sürekli Türkçe duymak da bir ilginçti. Dönüşte yürüyeyi tercih ettik, yokuş aşağı olduğu için yürümesi rahattı. Sonrasında yerel hayatı da görelim dedik ve Gldani Mall’a gittik, etrafında yürüdük. Oradan da metroyla yine otelimize döndük, Bulut elbette uyumuştu, o uyanınca yemeğe çıktık.
Geldik son güne, otelde kahvaltı edip, Barış Köprüsüne gidiyoruz. Etrafında yürüyüş yapıyoruz, oradan da Saat Kulesine yürüdük. Bölge çok güzel zaten, aheste aheste yürümelik. Arada karşımıza çıkan heykeller, resimler, parklarla gezmesi oldukça keyifli bir bölge. Yine bir atıştırma molası verip, son hedefimize doğru yola çıktık; Holy Trinity. Şansımıza nihaka denk geldik, ilginçti ve katedral de çok etkileyiciydi. Ama noldu tahmin edin, tebrikler Bulut babasının kucagında uyudu. Biz de katedral yakınında bir kahve içip dinlendik, sonrasında da otele geçtik. Ali’nin uçağı bu akşam, o hazırlandı, Bulut biraz uyudu, sonra yemek, Ali’ye veda ve kapanış.
Bizim uçağımız da sabahın erken saatlerinde, yemekten sonra bavulları hazırlıyor, uyuyor ve hava aydınlanmadan havaalanına doğru yola çıkıyoruz. Elbette bolt uygulamasından çağırdığımız araçla. Bu arada genelde araçlar çok güzel, bu gezi sayesinde Teslaya da binmiş olduk.
Ulaşım için bol bol yürüdük, teleferiğe bindik, taksi zaten çok ucuz sık sık kullandık. Denemek için metroya bindik; kesinlikle unutulmaz bir deneyimdi, giderseniz metroya binin. O hız trenindeymiş hissi, yüksek bir uğultunun eşlik ettiği sallanmalar 🙂 Bu arada metroda dikkat ettiğimiz bir şey de çocuklara yer verilmesi, hatta organizeler bunun için, birbirlerini uyarıyorlar. A bir de inme denememiz çok komikti, inmek için kalktık, bırakın inmeyi kapıya daha da uzaklaştık, kucağımızda da uyuyan Bulut 😄 Aklınızda olsun, ineceğiniz duraktan en az bir durak önce ayaklanın, kapıya ulaşmaya çalışın.
Tiflisde dikkatimizi güvenlik olmaması da çekti. Güvenlik yok derken, avm girişinde kontrolden geçmiyorsunuz, havaalanına girerken güvenlikten geçmiyorsunuz, üniversite kampüsünün bir kapısı yok, gidip bahçede takılabiliyorsunuz, ilkokul bile caddenin kenarında, çıkan çocukları servis beklemiyor, otobüse biniyorlar. Bana çok güvenli bir yer izlenimi verdi, huzurlu hissettim.
Yemeklerden de bahsedelim; bizim yemeklere benziyor, Khachapuri: yumurtalı pide, nerede yesek güzeldi ben ekmeğini de peynirlerini de sevdim, bizim Karadeniz pidesine ve peynirlerine benziyor. Bir de Khinkali: büyük, sulu mantı her türlü gideri var, çeşitleri var ama bence etlisi güzeldi. Domuz yemem derseniz, her yemekte sorun, a bir de elbette kişniş sevmiyorsanız. Kişniş de yaygın kullanılıyor.
Biz Heritage Hotel and Suites’de kaldık, gayet güzel bir otel, biz memnun kaldık.
Yemek için Fabrikanın ortamını elbette sevdik, ama favorimiz Gerogia Taste oldu; müzikli danslı bir mekan. Oğlumla yıktık ortamları 😎
Epey yorucu bir tatildi aslında, 3 yaşındaki oğlumu takdir ve tebrik ediyorum; bize çok iyi ayak uydurdu (arada da babasının kucağında uyudu)
Dedim ya biraz daha kalınır hissiyle döndüm, üstelik tam da ‘gamarcoba’ ve ‘madloba’ demeye alışmışken.
Tiflis beklentilerimi fersah fersah aştı, modern ve sovyet mimarisiyle, sakin ve mutlu insanlarıyla, bir anda karşınıza çıkan resim ve heykelleriyle etlileyici bir şehir. Oldukça da temiz ve sessiz.
Bizim için güzel bir tatil oldu, her yıl tekrarlamak dileğiyle 🙏
