4. Gün: Çıralı -> Beycik

Rota: Çıralı – Yukarı Beycik

Mesafe: 18 km 

Süre:  10 saat

Zorluk : orta

 

Sabah pansiyonun mutfağında hafif bir atıştırma ve su takviyesi yapıp 6.30 da yola çıkıyoruz ve yarım saatte Yanartaş gişelere varıyoruz. Bu saatte görevli yok, birkaç tane bizden rahatsız olan irice köpek var ama allahtan bağlılar. Gişelerin oradaki çeşmede elimizi yüzümüzü yıkıyor, sularımızı tamamlıyor ve çıkışa başlıyoruz. Yanaştaş’a tırmanmak bu saatte bile biraz zorluyor. Buraya da kitap bırakıp yola devam ediyoruz.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yanartaş’tan sonra çıkış biraz daha devam ediyor, mola vermeyi düşünüyorsanız tam tepede düz ve keyifli bir mola yeri var. Biz biraz öncesinde dinlendiğimiz için pek vakit geçiremedik ama tekrar gidip kamp kurmak istiyoruz burada. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ulupınar girişinde bizi keçi sürüsü karşılıyor, tekrar tekrar hayret ediyoruz hareket etme kabiliyetlerine. Saat 11.00’de Ulupınar’a varıyoruz ve Havuşbaşı Restoranda balıkları ve ördekleri ve tabi ki kendimizi besliyoruz. 12.30’da oradan ayrılıp genelde orman içinden devam eden bir yol ile 18 civarında Beycik’e varıyoruz. Yolda işaretlemelerde sıkıntı var, daha doğrusu bir mülk sahibi bahçesinin içinden de devam eden işaretleri çarpıya çevirmiş ve o noktada insan hem kızıyor hem de dolanıp duruyor.  Arada da silah sesleri geldiği için tedirgin oluyor. Onun haricinde işaretlemeler gayet iyiydi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Beycik’de ana yola çıkınca çeşmeyi görüyor ve kısa bir mola veriyoruz. Yoldaki tabelalara bakıp pansiyonda mı kalsak, çadır mı kursak derken, bir amca ile karşılaşıyoruz bizi Çınaraltı Pansiyona yönlendiriyor. Yemeğimizi yeyip, pansiyonun sahibi Süleyman abi ile sohbet ediyoruz. Laf lafı açıyor, şöyle bir konuşma geçiyor aramızda;

-Burası çok güzelmiş, doğanın içinde

-Gelin birlikte işletelim

-!!!!!, neden olmasın

Aklımızda bir süredir köye yerleşme fikri vardı ama hiçbir aksiyon almamıştık. Biraz ani oldu ama düşündük, ne kaybederiz ki. Zaten evden çalıştığımız için İstanbul’a bir bağımlılığımız yok, üstelik fırsat ayağımıza gelmiş. Hayat ne acayip, cidden yapar mıyız diye diye uyumuşuz. 

Süleyman abi ile sabah tekrar konuşuyoruz, birkaç gün daha kalalım diyoruz ve o birkaç gün birkaç haftaya dönüyor. Bu arada hem köye, hem köylüye, tavuklarımıza ve kedimiz tatlıya iyice alışıyoruz. Likya yolunu şimdilik bırakıyoruz çünkü yine yeniden hava çok ısındı. Ama yürüyüş hayatımızı kökten değiştirdi, İstanbul’a gidip eşyalarımızı, arabamızı da aldık ve Beycikli olduk. Yolunuz düşerse Çınaraltı Pansiyon & Restorandayız efendim. 

Bıraktığımız kitaplar:

  • Benim Hüzünlü Orospularım – Gabriel Garcia Marquez
  • Kırmızı Pazartesi – Gabriel Garcia Marquez

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir