Nerelisin hemşerim?

Nerelisin hemşerim?

Aslına bakarsanız bu sorunun içime sinen bir cevabı yok. Babam Trabzonlu, annemse İzmirli. Hatta soy ağacına bakacak olursak işler epey karışıyor, babamın soyu sabit Oflu ama anne tarafım oldukça karışık. Bulgar göçmenliği, İstanbul Kayseri İzmir Rize Çerkezlik; epey çeşitli gen havuzumuz 😃.  Bizim geleneklerde bu kadar uzatılmaz tabi, baban nereliyse sen de oralısındır. Ama hiç yaşamadığım bir şehire ait hissetmek olası değil benim için. O yüzden genellikle doğup büyüdüğüm şehirle cevap veririm bu soruya; ‘Zonguldaklıyım’

Zonguldaklı mı?

Peki öyle miyim gerçekten. Anılarımda var doğru, ailem akrabalarım hala orada yaşıyor ve bağımız bu yüzden devam ediyor. Üniversiteye gidene kadar da orada yaşadım ama her gittiğimde bir tarafı çok tanıdıkken bir yandan da çok değişmiş buldum kenti. İlk üniversiteye gittiğim yıllar – 2000lerin başları – kentin girişindeki birbiri ardına sıralanan tünelleri geçerken içimi huzur kaplardı. Büyük, etkili bir huzur; ‘evine hoşgeldin’ huzuru. 

Ama yıllar geçiyor ve insan uzaklaşıp dışardan bakınca, kimseyi alındırmak istemem ama Zonguldak bana kasveti çağrıştırıyor. Gri, puslu ve ağır bir şehir, ne bilmiyorum ama birşeyler eksik orada. Belki de madencinin hüznüdür şehirin üstüne sinen. Ben de zamanla ailemi görmeye memlekete değil yazlığa Kuşadasına gitmeye başladım. Belki de bu yüzden aramız biraz daha açıldı Zonguldakla. Artık tünelleri geçerken, eskiden hissettiğim duygunun anısıyla gülümsüyorum sadece, ama o güçlü his maalesef oluşmuyor. 

İstanbullu?

Çünkü çocukluğumun geçtiği Zonguldaktan ayrılalı 17 sene oldu. Az zaman değil, üniversite okumaya diye gidip İstanbulda kalanlardanım. Dönüp bakınca hayret ediyorum o kadar çocuk muymuşum üniversiteye gittiğimde diye. İnsan kendini o yaşlarda yetişkinmiş ve her konuyu çözmüş bitirmiş hissediyor. En azından ben öyleydim, çok ukalaymışım, hayat hakkında hiçbir fikrim yokmuş ve çok da naifmişim aslında. Velhasıl onca yıl içinde İstanbul, başka başka semtlerde benim farklı hayatlarıma ev sahipliği yaptı. Okullu oldum, işe girdim, iş değiştirdim, ev değiştirdim, ilişkilerim oldu, ayrılıklarım, tekrar okullu oldum, dostlarım oldu, dostlarımla aynı anda değiştiğim oldu, frekansı tutturamayıp ayrı düştüklerim… Her biri farklı bir baharmış, farklı bir hayatmış gibi geliyor dönüp bakınca. Ama onca yıl hiç ait hissetmedim, evet çok tanıdıktı, sevdiğim ve sevmediğim onca şeye sahipti, ama hiç ‘şimdi istanbulda olmak vardı’ yı hissederek ya da hak vererek diyeyim dinlemedim, söylemedim. Biraz aidiyetsiz hissettim aslında, gelip geçici. Hatta birkaç defa alıp başımı gidesim geldi, Hasana defalarca yurtdışına göçelim dedim. Epey araştırdım ama ikna edemedim Hasmani. O doğma büyüme İstanbullu, ailesi de burada ve gitmek ona göre daha zordu. Biz de bir süre daha İstanbulda kaldık. 

Antalyalı?

2 ay önce de sevdiğimiz ve hayat kalitemizi arttıracağını düşündüğümüz için Antalyaya yerleştik. İnsan orada sizi bekleyen kimse olmayınca biraz buruk hissediyor açıkcası ama bir yandan da bazen sıfırdan başlamak gerekiyor. Değişikliğin her zaman insanı yenileyen ve ömür uzatan bir yanı olduğunu düşünüyorum. Zaman olarak değil ama yaşanmışlıklar çeşitlendikçe insan daha çok yaşamış, daha fazla hikaye biriktirmiş oluyor. Bizde hayatımıza yeni bir hikayeye Antalyada başlamış olduk. Ki dolandırıldığımızı düşünürsek başlangıcını can sıkıcı bulabiliriz ama onun yerine buna da bir tecrübe, farklı bir anı olarak bakıyoruz. Henüz alışmış ve bir çevre oluşturmuş değiliz Antalyada. O yüzden Antalyalı olmaktan ve hissetmekten fersah fersah uzağım. Yine de şunu belirteyim, Antalyaya girerken de içimi eskiden yaşadığıma benzer bir huzur kaplıyor. Hatta yazın annemlerle Beycik’e giderken, Antalya girişinde ‘oh be memleketim’ gibi bir cümle kurup annemi gücendirmişliğim de var. 😬

Ve geçen haftasonu yıllar sonra ilk defa İstanbula misafir olarak gittim. Sanırım bir şehrin en güzel yüzünü turistken görebiliyorsunuz. Evet kötü yanları da vardı; trafiği, kalabalıklığı, kabalığı. Ama farketmesem de biraz özlem vardı, sağolsun martıların bize sunduğu showları ve tabiki dostlarımız. Konuşabildiğim, beni dinleyen ve birlikte gülebildiğim dostlarım olduğu için çok şanslıyım, her ne kadar aramıza kmler girse de. Gelip de bu kısa süre içinde görüşemediklerimden özür dilerim, ama bu misafirlik işini sevdim, gene geleceğim 😃

Biraz yaşlanmış da hissettim kendimi. Babam üniversiteyi İstanbulda okumuş; çeşitli semtlerde arada şöyle cümleler kurar; ‘bak şu ev var ya ben bir dönem burada kalmıştım’, ‘bir dönem şu sokakta çalışmıştım’ gibi. Bende de benzer anılar canlandı, kendimi yıllar yıllar önce İstanbulda yaşamış, bazı köşelerine anılar bırakmış hissettim. Kimbilir belki ben de günün birinde kendi kızıma benim için çok önemli İstanbul anılarından bahsederim. 

Nereli olduğumu bilemiyor ve kötü bir espriyle yazıyı sonlandırıyorum; ‘Dünyalıyım hemşerim’

4 thoughts on “Nerelisin hemşerim?

    1. Teşekkür ederiz. Hayaller sürekli evriliyor aslında. Ama bir yerlerden başlamış olmak çok güzel.
      Bu yazıların en güzel kısmı benzer düşüncedeki insanlarla iletişim kurabilmek. Sizin hayaliniz nedir, merak ettim 🙂
      Umarım gönlünüzden geçenlere en kısa sürede kavuşursunuz🙏

      1. Bizim hayallerimiz mi 🙂 ; Eşim le 1 kere tatil için uğrayıp doğasına ve havasına hayran kaldığımız Beycik de bir ev almaktı. İstanbul’un Kaosundan kurtulup Beycik e yerleşmek istiyorduk. Beycik Beykent evlerinde bir ev aldık ve 2 sene içinde Beycik e yerleşeceğiz. İstanbul u artık sadece ziyaret edeceğiz… Sanırım her şey bir hayalle başlıyor. Hayal ettik ve gerçekleştirdik şimdi sıra son adım olan yerleşmede… 🙂

        1. Beycik insanı kendine aşık ediyor 🙂
          Biz henüz temelli yerleşemedik, istiyoruz ama şehir hayatı da bazen çekici geliyor.
          Belki iki sene içinde biz de temelli yerleşiriz.
          Sizin de gelicek olmanıza çok sevindik, görüşmek üzere 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir