Antalya’da ilk aylar

Antalya’da ilk kışımızı geçirdik, eh pek kış da sayılmaz ama 😉 Taşınalı birkaç ay oldu, peki neler yaptık, yapıyoruz?

Öncelikle İstanbul gibi devasa bir şehirden Antalya’ya taşınmak nasıl bir his, birkaç ayda görebildiğimiz kadarıyla biraz bahsetmek istiyorum. İlk aklıma gelen artıları; Antalya’nın muhteşem havası (evet yazları sıcak oluyor ama biz köye çıkmayı planlıyoruz),  insanların daha güleryüzlü ve sakin olması, az trafik ve kolay hayat. Üstelik çok şükür ki doğası hala çok da bozulmamış ve görülecek harika yerler var. İstanbul’da hep bir acele ve asabiyet vardır, hele de trafikte. Biraz fabrikayı anımsatıyor bana, insanlar yaşamak için değil verim için uğraşıyor sanki ve kimsenin kimseye nezaket ya da anlayış gösterecek hali de vakti de sabrı da yok. O yüzden küçük yerde, sakin sakin yaşamaya alışmak keyifli 🙂. Trafiği, her ne kadar yerlileri şikayat etse de, İstanbul’la kıyas kabul etmez. Hatta Hasan ‘hile yapıyorum gibi hissediyorum, sinyal verdiğimde hemen yol veriyorlar’ diyor. Gerçi biz evden çalıştığımız için sürekli trafiğe çıkmıyoruz ama çıktığımızda da stres olmuyoruz eskisi gibi. 

Antalya’ya göç ettiğimiz gün çektiğim videoyu da ekledim. Aralık ayının başında İstanbulun geç ağıran günlerinden gelen iki garibanın Antalya girişinde verdikleri tepki, buranın havasını ne kadar sevdiğimizi açıklamaya yeter umarım.

Kışı rahat atlatmak için köyden ziyade merkezi tercih ettik ve Antalya Kepez’de kalıyoruz ki burası da biraz kırsal kalıyor. Evden Torosları görüyor, yürüyüş için ormana gidebiliyoruz. Antalya şartlarına göre şehir merkezine uzağız, ama maksimum 20 dakikada istediğimiz yere gidebiliyoruz. Hala alışamadık, hiç yorulmadan gideceğimiz yere varmaya, gittiğimiz yerde arabayı, yer aramak zorunda kalmadak park etmeye. 😳

Zaman Nasıl Geçiyor

Doğa çok çekici Antalya’da, biz de fırsat buldukça Beycik’e gidiyor ya da şehrin doğal güzelliklerini keşfediyoruz. Beni en çok etkileyen yer;  Güver uçurumu. Issız bir köşe bulup uzun uzun oturulması, güzelliğinin takdir edilmesi gerekiyor. Gerçi yolu pek fena, bizim tekeri biraz hırpaladı ama değdi doğrusu. Günün devamında Korkuteli köylerini gezdik ve her benzinliğe uğrayıp, lastiklerin havasını kontrol ede ede geçirdik günü. Biraz heyecan da kattı sağolsun günümüze. 😂

Antalya’da hava güllük gülistanken, kar peşine düşüp yaylalara çıkabiliyoruz. Ve tataaaa boşalmış köyler, sıkı sıkı kapalı ve dumanı tütmeyen evler. Bazen etrafta piknikçiler oluyor, bazen de hiç bozulmamış bir kartpostal sahnesi. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda yürüyüş sezonunu da açtık. Yürümek sıcaklık açısından çok rahat, baharın uyanışını görmek de çok keyifli. İlk rotamız Beycik-Tahtalı istikametiydi. Bu yolu daha önce de yürümüştük ama açılışı burayla yapmak ve bu mevsimini de görmek istedik. Bundan sonra ise havalar ısınmadan sahil şeridini yürümeyi planlıyoruz. Bu seneki fırtına bu bölgeyi fena vurmuş, çok sayıda ağaç sökülmüş. Doğanın gücüne saygı duyuyor ve yürüyüşlerimizin devamını diliyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Beycik

Beycik ile bağımız devam ediyor. Her hafta tercihen güneşli bir günde gitmeye çalışıyoruz. Hem arkadaşlarımızla görüşmek için de iyi oluyor; kah 92lik Nurullah amcanın doğumgünü kutlamaları oluyor kah Yılan koyunda birlikte dolunay izlemek. Gittikçe kuş yemliğimizi dolduruyor, biraz köy havası alıyoruz. Bu sene bahçeyi de ekelim istedik. Hatta ben ekimi balkon ile başlattım, mutfak penceremde de kendinden yetişebilecek yiyecek artıklarına yer açtım. Bakalım ufaktan balkonda ve pencere önünde hayat başladı. 

Uzun yıllar pek çok çiçek soldurmuş bu kardeşiniz, artık çiçeklerine ve sebzelerine iyi bakıyor. Onların sağlıklı olması, açtıkları her yaprak ve en güzeli bir tohumun yeşermesi, hayat bulması beni çok mutlu ediyor. Biz zaten atmıyorduk sebze artıklarını, sevgili solucanlarımıza veriyoruz ama sadece suda bekleyerek köklenen pırasa, yapraklanan kereviz ve turp insanı şaşırtıyor. Çok keyifli bir uğraş, sonuçlarını da paylaşırım, umarım sağlıkla büyürler 🙏

Bahçe ekimimizi de başlattık, ama canımız çıktı ekim yeri ayarlıyacağız diye. Hatta gün sonunda ‘bu nasıl aylaklık ya, neden tüm gün dizi izlemedik ki’ gibi söylenmelerimiz olsa da toprakla uğraşmak keyifli, farkında olmadan spor yapmak da. Üstelik sonuçları da pek lezziz olucak eminim. 

Son zamanlar benim için böyle geçiyor, biraz çalışmaca biraz ekim işleri. Heyecanla kontrol ediyorum, hangisi ne durumda diye. Hasan ise kendine başka bir hobi buldu. 10 parmak 11 marifet halk kahramanımız, ilk mobilya tamiratı işine başladı. İnsan hobi diye sandalye kaplar mı ya, pardon insan değil o sıradışı bişi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir